Mesafe de bir Algıdır, Yalnızca Beynimizde Oluşur

Mesafe de bir Algıdır, Yalnızca Beynimizde Oluşur

Mesafe de bir Algıdır, Yalnızca Beynimizde Oluşur

Karşımızdaki bir insanın uzak bir yerden yaklaşmakta olduğunu hemen anlarız. Görüntüsü, sesi ve büyüklüğü bulunduğu ortama göre değişiklik gösterir. Bu etkenlere göre bir değerlendirme yapar ve kişiyle aramızda nasıl bir mesafe olduğunu tayin ederiz. Ama gerçekte karşımızdaki kişi ile aramızda herhangi bir uzaklık yoktur.

Onu uzakta bir yerlerde gördüğümüz inancı, yalnızca beynimizde yaptığımız bir kıyas nedeniyledir. Bir başka deyişle, uzaklık hissi yalnızca bir algıdır.


Uzaktan geldiğini sandığımız bir insanla bizim aramızda, aslında herhangi bir mesafe yoktur. Algıladığımız mesafe hissi, yalnızca beynin yorumudur. Ufka doğru uzayıp gittiğini zannettiğimiz bir tünel ile gerçekte aynı yerdeyizdir. Her şey, beynimizin içindeki bir noktada yalnızca bize seyrettirilmektedir.

Dış dünya adını verdiğimiz görüntü o kadar inandırıcı ve o kadar etkileyicidir ki, insanın, bunların tümünün birer algıdan ibaret olduğuna inanması için derinlemesine dikkat vererek düşünmesi gerekmektedir. Görüntüyü bu kadar inandırıcı ve etkileyici yapan şeyler ise mesafe, derinlik, renk, gölge, ışık gibi unsurlardır. Bu malzemeler o kadar kusursuzca kullanılmıştır ki, beynimizde üç boyutlu, renkli ve canlı bir görüntü haline gelirler. Sonsuz sayıdaki ayrıntı bu görüntüye eklenince, ortaya, hiç farkına varmadan bütün bir ömür boyunca aslı zannederek içinde yaşadığımız ama gerçekte sadece zihnimizde muhatap olduğumuz ve aslının sadece bir kopyası olan bir dünya çıkar.

Mesafe dediğimiz algı, bir çeşit üç boyutlu görme şeklidir. Görüntülerde mesafe ve derinlik hissini uyandıran şeyler ise perspektif, gölge ve hareket dediğimiz unsurlardır. Optik biliminde mekan (space) algısı denilen bu algı şekli, çok karmaşık sistemlerle sağlanır. Bu sistemi en basit şekliyle şöyle anlatabiliriz: Gözümüze gelen görüntü sadece iki boyutludur. Yani yükseklik ve genişlik ölçülerine sahiptir. Göz merceğine gelen görüntülerin boyutları ve iki gözün aynı anda iki farklı görüntü görmesi derinlik ve mesafe hissini oluşturur. Bizim her bir gözümüze düşen görüntü, diğer göze gelen görüntüden açı, ışık gibi unsurlar açısından farklıdır. Beyin bu iki farklı görüntüyü tek bir resim haline getirerek derinlik ve mesafe hissini oluşturur.


Karşımızdaki insanın bizden uzakta olduğuna dair öylesine mutlak bir inancımız vardır ki, ona sesimizi duyurmak için yüksek sesle bağırır, ona koşarak yetişmeye çalışırız. Oysa ulaşmak istediğimiz insan bizimle aynı yerdedir. Gerçekte ne biz hareket ederiz, ne de karşımızdaki insan bize doğru yaklaşır. Tüm görüntü, tüm mesafe, beynimizin içinde bizim için birer algı olarak yaratılmaktadır.

Gökyüzündeki bir uçağın bizden kilometrelerce uzakta olduğunu düşünürüz. Oysa o aslında, bizim yanı başımızda, beynimizin içindedir. Uçak ile aramızda, hiçbir mesafe yoktur.

Uzaklık, bizim için yalnızca bir his olarak yaratılır. Biraz önce de belirttiğimiz gibi uzaktan geldiğini sandığımız bir insanla bizim aramızda aslında herhangi bir mesafe yoktur. Karşımızdaki kişi, bizim beynimizin içinde tek bir satıh üzerinde yaratılmaktadır. Algıladığımız mesafe hissi ise, yalnızca beynin yorumudur. Karşımızdaki insanın bizden uzakta olduğuna öylesine mutlak bir inancımız vardır ki, ona sesimizi duyurmak için yüksek sesle bağırır, ona yetişmek için tüm gücümüzle koşarız. Oysa ulaşmak istediğimiz insan, bizimle aynı yerdedir. Koşarak aştığımızı zannettiğimiz her santimetre karelik alan bizim beynimizin içinde var olan görüntünün parçasıdır. Aslında ne biz hareket ederiz, ne de karşımızdaki kişi bize yaklaşır veya bizden uzaklaşır. Her şey, beynimizin içindeki küçücük bir noktada bize yalnızca seyrettirilmektedir.


Zihin gücü, her birimizin paylaştığı bir şeydir. Ama zihnimizde olup bitenler, zihnin meydana getirdiği şekiller değişmektedir. Bu bizim kişisel gerçekliğimizdir, her birimizin bildiği ve tecrübe ettiği gerçekliktir. Bizler, istisnasız olarak bu kişisel gerçeklikle fiziksel gerçekliği karıştırırız, "dışarıdaki" dünya ile doğrudan bağlantı halinde olduğumuza inanırız. Ama tecrübe ettiğimiz renkler ve sesler aslında "dışarıda" değildir; bunların tümü zihindeki şekillerdir, bizim meydana getirdiğimiz görüntülerdir. Bu gerçek bizi, bilinç ile gerçek arasındaki ilişkiyi tekrar düşünmeye götürmektedir. (Peter Russell, From Science to God "A physicist's Journey into the Mystery of Consciousness", New World Library, 2002, s. 39)

Örneğin gökyüzünde uçan bir uçağın bizden kilometrelerce uzakta olduğunu düşünürüz. Oysa o aslında, bizim yanı başımızda, beynimizin içindedir. Uçağa baktığımızda uçağın çıkardığı ses dalgasının ve o maddenin yaydığı ışık dalgalarının, gözümüze yansıyan frekansları ve boyutları sonucunda uçağın bizden binlerce kilometre uzakta olduğunu düşünürüz. Ancak beyin eğer 2 birim olan frekans ve boyutu 1 birim olarak algılasaydı, durum çok daha başka olurdu. Bu durumda, binlerce kilometre uzakta olduğuna emin olduğumuz uçağın, çok daha farklı bir mesafede olduğuna ikna olur ve bunun gerçekliğinden şüphe etmezdik.

İnsan, karşısındaki derinlik hissi içinde pek çok detay görür. Biraz ilerisinde elinde tuttuğu kitabı, onun daha ilerisinde televizyon, biraz daha uzakta pencere, daha ilerilerde pencereden görülen uçsuz bucaksız orman ve en uzakta ise Güneş'i görmektedir. Elleri, bacakları, gövdesi de bu görüntünün içindedir. Her birinin belirli bir perspektifi, gözlemlediği yerden belli bir uzaklığı vardır. Ya da başka bir deyişle, o böyle algılamaktadır. Derinlik hissi, perspektif, gölgeler ve görüntünün içinde gördüğü kendi bedeni, gerçek bir dış dünya gördüğü konusunda kendisini ikna etmektedir. Oysa gözlemlediği kendi bedeni de dahil olmak üzere her şey, beyninin içindeki elektrik sinyallerinin bir etkisidir. Hemen karşısında duran kitap ile en uzakta zannettiği Güneş arasında bir mesafe yoktur. Bunlarla kendisi arasında da bir mesafe yoktur. Gözlemlediği her şey, beyninde oluşan tek bir görüntünün birer parçasıdır.

İki boyutlu bir retinada derinlik hissinin oluşması, iki boyutlu bir resim tuvalinde gerçekçi bir derinlik hissi oluşturmaya çalışan ressamların kullandığı tekniğe çok benzer. Derinlik hissini oluşturan bazı önemli unsurlar vardır. Bunlar; nesnelerin üst üste yerleşmesi, perspektif, doku değişimi, boyut, yükseklik ve harekettir. Ressamların tablolarında kullandıkları yöntem, beynimizde meydana gelen görüntü için de geçerlidir. Beynimizdeki iki boyutlu bir mekanda derinlik, ışık, gölge aynı metodla meydana gelir. Bir görüntüde ayrıntılar, yani ışık, gölge ve boyutlar ne kadar detaylı olarak işlenirse, o görüntü o kadar gerçekçi olur ve duyularımızı aldatır. Böylece biz üçüncü boyut olan derinlik ve mesafe varmış gibi hareket ederiz. Halbuki gördüğümüz bütün görüntüler bir film karesi gibi tek bir satıh üzerinde bulunur. Beynimizdeki görme merkezi son derece küçüktür! Bütün o uzak mesafeler, uzaktaki evler, gökteki yıldızlar, Ay, Güneş, havada uçan uçaklar, kuşlar gibi görüntüler bu küçük mekana sığdırılır. Yani sizin bakıp binlerce kilometre yukarıda dediğiniz bir uçakla, elinizi uzatıp tutabildiğiniz bardak arasında teknik anlamda bir mesafe yoktur, tümü beyninizdeki algı merkezinde tek bir yüzey üzerindedir.

Bu, müthiş bir yaratılış delili, muhteşem bir sanat, mükemmel bir eserdir. Allah, her bir insanın zihninde, bu mükemmel görüntüyü ve detayı, her an, kesintisiz olarak var etmektedir. İnsanın, karşısındaki üç boyutlu, derinlikli görüntünün varlığından şüphe edebileceği hiçbir eksiklik bulunmamaktadır. Bize ait dünya, sanki dışarıdaki aslının kopyası olarak sürekli yaratılmaktadır ve bu dünyaya ait her ayrıntıda, her sanatta, tüm bunların Sahibi'nin gücü, kudreti ve yaratma sanatı tecelli etmektedir. Tüm alemleri yaratan, bunların tümünü her insan için ayrı ayrı var eden, tüm varlıkların Sahibi ve Hakimi olan Yüce Allah'tır.

Allah ayetlerinde şöyle buyurur:

Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)

Görmüyorlar mı; gökleri ve yeri yaratan Allah, onların benzerini yaratmaya gücü yeter ve onlar için kendisinde şüphe olmayan bir süre (ecel) kılmıştır. Zulmedenler ise ancak inkarda ayak direttiler. (İsra Suresi, 99)

Evrim Teorisinin Asıl Çıkmazı: Ruh

Beynin İçindeki Manzarayı Seyreden Kim?

Bir cisimden gelen ışık, retina üzerine düşer ve daha sonra işlem görmesi için beyinde otuz kadar farklı görme merkezine iletilir. Göz merceğinden geçen ışık, gözün arka tarafındaki ağ tabakanın üzerine baş aşağı ve iki boyutlu bir görüntü bırakır. Ağ tabakadaki çubuk ve koni hücreler, bazı kimyasal işlemlerden sonra bu görüntüyü elektriksel akıma dönüştürür.

Sesler Yalnızca Beynimizde Vardır

Sesler Yalnızca Beynimizde Vardır

Duyma işleminin sistemi, görme ile aynıdır. Ses olarak bize ulaşan bilgiler, tıpkı görüntüde olduğu gibi yalnızca elektrik sinyalleridir. Dış kulak, çevredeki ses dalgalarını kulak kepçesi ile toplayıp orta kulağa iletir. Orta kulak, ses titreşimlerini güçlendirerek iç kulağa aktarır.

Kokular ve Lezzetler de Yalnızca Beynimizde Meydana Gelir

Kokular ve Lezzetler de Yalnızca Beynimizde Meydana Gelir

Pişen güzel bir yemeğin kokusunun, gerçekten yemekten geldiğini zannederiz. Yemek pişerken, başkalarının da bizimle aynı kokuyu algıladığını düşünür ve ortak bir hissi paylaştığımıza inanırız. Ama bu yalnızca bir zandır. Bize ulaşan şey, koku moleküllerinin elektrik sinyaline dönüştürülüp beynimize ulaşmış halidir.

Dokunma Hissi Yalnızca Beyne İletilen Elektrik Sinyalleridir

Dokunma Hissi Yalnızca Beyne İletilen Elektrik Sinyalleridir

Algıladığımız dış dünya, öylesine gerçekçidir ki, algılarımızın oluşturduğu bir dünyada yaşıyor olmamız bilimsel bir gerçek olmasına rağmen, insanların büyük bir çoğunluğu algının mükemmelliğinden dolayı yanılırlar. İnsanları yanıltan en büyük etkilerden biri ise, dokunma hissine sahip olmalarıdır.

Mesafe de bir Algıdır, Yalnızca Beynimizde Oluşur

Mesafe de bir Algıdır, Yalnızca Beynimizde Oluşur

Karşımızdaki bir insanın uzak bir yerden yaklaşmakta olduğunu hemen anlarız. Görüntüsü, sesi ve büyüklüğü bulunduğu ortama göre değişiklik gösterir. Bu etkenlere göre bir değerlendirme yapar ve kişiyle aramızda nasıl bir mesafe olduğunu tayin ederiz. Ama gerçekte karşımızdaki kişi ile aramızda herhangi bir uzaklık yoktur.

Evrim Sözlüğü

Dilin Kökeni

​Dilin kökeni konusunda iki farklı görüş vardır. Birinci görüş, insanın "boş" bir zihinle doğduğu ve konuşmayı sadece çevresinden görüp öğrendiği şeklindedir. Oysa ünlü dil bilimci Noam Chomsky, bilimsel verilerle, istatistik ve gözlemlerle çok farklı bir sonuç ortaya koymuştur. Buna göre insan "boş" bir zihinle doğmamaktadır. İnsan zihninde, dil öğrenmeye ve konuşmaya yönelik özel bir eğilim bulunmaktadır. Bu özel eğilimin nedeni ise, insanın önceden "programlanmış" olması, yani özel bir yaratılışa sahip olmasıdır. (Noam Chomsky, Language and Responsibility, s.60 )

Devamını oku...

İlanlar

Darwinistler Artık Ümitlerini Amerikalı İthal Pagan Rahiplerine Bağladılar

Darwinistler Türkiye’de yenilince Amerika’dan ithal Darwinist pagan rahiplerini getirtiyorlar. Darwinist hurafeleri kapalı salonlarda tek yanlı anlatarak, karşıt izahlara imkan vermiyorlar. Eski Mısır efsanelerini bu ithal pagan rahiplerine anlattırıp, “bir şeyler yapıyorlar, boş durmuyorlar” görünümü vermeye çalışıyorlar.

Devamını oku...

Evrim Teorisi Hakkında Herşey, evrim, evrim teorisi, EVRİM TEORİSİ ÇIKMAZI, evrim nedir, darwin evrim teorisi, evrimteorisi, FOSİL NEDİR, amber fosil, evrim teorisinin çöküşü, evrim sahtekarlıkları, evrim çıkmazı, evrim videoları, darwin teorisi, darwin evrim, darwin, DARWİNİZM