Kambriyen canlıları ile ilgili olarak neo-Darwinizm'in en çıkmazda olduğu konu, aniden ortaya çıkan müthiş hücre çeşitliliğiydi. Günümüz canlıları üzerinde yapılan çalışmalar, Prekambriyen'de ortaya çıkan süngerlerin, dört farklı hücre tipine sahip olmaları gerektiğini ortaya koymuştu.136 Buna göre, Kambriyen döneminde ortaya çıkan daha kompleks canlıların çok fazla sayıda ve çok çeşitli hücre tipine gereksinimleri olmalıydı. Çünkü farklı özellikler ve canlılardaki farklı fonksiyonlar, daima farklı hücre tiplerinin farklı çalışma şekillerini gerektiriyordu. Yeni hücre tipleri de, yeni ve özelleşmiş proteinler gerektirmekteydi. Yeni proteinler de, yeni genetik bilgilere gereksinim duymaktaydı. Neo-Darwinizm'in ortaya çıkan bu yeni hücre tiplerinin her birinin oluşumunu açıklaması gerekiyordu.
Gözler vücudun dış dünyaya açılan pencereleridir. Bu pencerelerin korunması ve bakımı özel bir sistem sayesinde sağlanır. Allah’ın yarattığı en hassas, ince detaylarla ve kusursuz özelliklerle dolu olan bu organlar özel bir yuvada korunur. Bilindiği gibi göz küresinin büyük kısmı göz yuvasının içindedir. Geri kalan %10’luk bölümü ise gözün dış yüzeyini oluşturur. Gözün bu kısmı uçuşan tozlar ve tehlikeli parçacıklarla dolu atmosferle doğrudan temastadır. Bu nedenle özenle korunması gerekir. Allah gözü bu tehlikelerden korumak için göz kapağını yaratmıştır.
DNA molekülünde, atomların kendine has dizilimi, maksimum şifreyi, minimum alanda taşıyabilecek üstün bir yaratılışa sahiptir. DNA molekülü üzerinde kayıtlı genetik şifre, hücre çekirdeğine kimyasal formüllerle yazılmıştır. Ancak bahsettiğimiz şifre ne bilgisayar ortamında ne de kağıt üzerindedir. Şifrelemeyi oluşturan her bir "harf", aslında belirli kimyasal özelliklere ve üç boyutlu özel bir yapıya sahip birer moleküldür. Kimya profesörü Arthur Ernest Wilder-Smith bir kitabında DNA molekülündeki mesaja şöyle dikkat çekmektedir:
Tek bir cümleyi okumak sadece birkaç saniye sürer. Oysa insan vücudundaki enzimlerden sadece bir tanesi görevini yapmasa, bu cümleyi okumak 1500 yıl sürecektir. Enzimler, hücreleri hareketlendirip reaksiyonları başlatmak ve hızlandırmakla görevlidirler. Bir enzim bir reaksiyonu 1010 defa yani 10 milyar kere hızlandırabilir. Eğer enzimler kendi görevlerini yerine getirmeseler, siz bu cümleyi okuyana kadar sizi yaşatan pek çok reaksiyon da devreye girmeyi bekleyecek ve birbirinden habersiz ve hareketsiz hücreler teker teker ölmeye başlayacaktır. Ve bu cümleyi bitirmeye ömrünüz yetmeyecektir.
Çoğu fosil türünün tarihi, kademeli gelişim ile tutarsız olan iki özellik gösterir:
Son yıllarda Avrupa ve ABD’de gerçekleşen silahlı okul baskınlarında çok sayıda öğrenci katledildi. Medya çoğu zaman bu katliamları bunalımlı veya sosyopat davranışlı (antisosyal kişilik bozukluğu) olan kişilerin eseri olarak yansıttı. Ancak dikkatlice incelendiğinde bu katliamların ardında bambaşka bir etken daha göze çarpıyor: Yaşamın, güçlü ile zayıfın mücadelesi olduğunu iddia eden evrim teorisi.
Kardeşlerimiz dikkat etsinler; Darwinizm’in geçersizliğine karşı gelen insanlar, kültür düzeyi çok düşük insanlardır; çok bilgisiz insanlar. Cehaletten kaynaklanan bir cesaret içindeler. Öyle görgülü, bilgili, klas bir insanın yapabileceği bir hareket değildir. Onun için cehalete ihtiyaç vardır; cehalet derken, az bilgiye, bilgi ve görgü noksanlığına ihtiyaç vardır. "Cahil olan cesur olur" derler ya, cahil cesareti oluyor. Bir şeyi biliyormuş gibi konuşuyor. Darwinizm’le ilgili hiç bilgileri yok, genel kültürleri de yok. Moleküler biyolojiyle ilgili bir şey açıklansa bilmez, tek yanlı dar eğitim almış insanlar. Okullarda, ilkokulda, ortaokulda, lisede kitaplarda Darwinizm propagandası yapılıyor. Oradan ne öğrendilerse. Halbuki oradaki kitaplarda tek yanlı anlatım var. Yani ortaokul, lise ve üniversitedeki biyoloji kitaplarında tek yanlı eğitim var; Darwinizm direkt anlatılıyor. Cevabı yok. Bunlar da tek yanlı eğitildikleri için "aman ne yapalım ne edelim, bunu muhafaza edelim" kafasında oluyorlar.
Darwin döneminde, canlı hücresi, içi su dolu bir torbacıktan ibaret sanılıyordu. Dönemin bilim adamları hücrenin organellerinden ve DNA'dan haberdar değillerdi. Yaşamın, ciltler dolusu ansiklopediyi dolduracak miktarda bilgiye dayandığı bilinmiyordu. Anormal doğan bebekler, annelerinin doğum sırasında kapıldığı korkuların bir sonucu zannediliyordu. Darwin döneminde, bir bölgede toprağın sabanla sürülmesinin, o bölgenin iklimini değiştireceğine inanılıyordu. Uzayı ise renksiz bir sıvı olan eterin kapladığı zannediliyordu. Birkaç nesil boyunca elleri kesilen kişilerin çocuklarının elsiz doğacağına inanılıyordu.
-Sovyet diktatör Stalin döneminde pek çok insanın "Gulag" adı verilen ve tutukluların çok ağır şartlarda ölesiye çalıştırıldıkları toplama kamplarına gönderildiğini ve çoğunun bu kamplardan sağ kurtulamadıklarını, 1918-1953 yılları arasında Bolşevik rejime karşı ayaklanan milyonlarca işçi ve köylünün katledildiğini…





1922'de, Amerikan Doğa Tarihi Müzesi müdürü Henry Fairfield Osborn, Batı Nebraska'daki Yılan Deresi yakınlarında, Pliosen dönemine ait bir azı dişi fosili bulduğunu açıkladı. Bu diş, iddiaya göre, insan ve maymunların ortak özelliklerini taşımaktaydı. Çok geçmeden konuyla ilgili çok derin bilimsel tartışmalar başladı. Bazıları bu dişin sahibini Pithecanthropus erectus olarak yorumluyorlar, bazıları ise bunun insana daha yakın olduğunu söylüyorlardı. Büyük tartışmalar yaratan bu diş fosiline "Nebraska Adamı" adı verildi. "Bilimsel" ismi de hemen peşinden geldi: Hesperopithecus haroldcooki.

19. yüzyılın sonlarında Ernst Haeckel isimli evrimci bilim adamı "Bireyoluş Soyoluşun Tekrarıdır" (Ontogeny Recapitulates Phylogeny) olarak ifade edilen ve Rekapitülasyon teorisi olarak anılan bir teori ortaya attı.



