Kambriyen dönemi fosilleri evrim ağacını tersine çevirdi!

CANLILIĞIN yeryüzünde nasıl ortaya çıktığı sorusunu sorduğumuzda, karşımıza iki farklı cevap çıkar:

– Bu cevaplardan birincisi, canlıların evrim yoluyla ortaya çıktıklarıdır. Bu iddiayı savunan evrim teorisine göre canlılık tesadüflerle ortaya çıkan bir ilk hücreyle başlamıştır. Bu canlı hücre de yine tesadüfler sonucunda gelişip evrimleşmiş ve çeşitlenerek dünya üzerindeki milyonlarca farklı türü oluşturmuştur.

– İkinci cevap ise “Yaratılış”tır: Bütün canlılar tüm evrene hakim olan Allah’ın yaratmasıyla var olmuşlardır. Hiçbir şekilde tesadüfle meydana gelmesi mümkün olmayan canlılık ve milyonlarca canlı türü, ilk yaratıldıklarında da bugünkü gibi eksiksiz, kusursuz ve üstün bir yaratılışa sahiplerdi. En basit gibi görünen canlı türlerinin dahi, kendi kendine, doğal şartlarla ve rastlantılarla oluşamayacak derecede kompleks yapı ve sistemlere sahip olması, bunun açık bir kanıtıdır.

Bu iki seçenek dışında, canlılığın nasıl ortaya çıktığı konusunda bugün ortaya konabilecek üçüncü bir iddia, bir teori hatta herhangi bir varsayım bile yoktur. Mantık kurallarına göre cevabı iki seçenekli bir sorunun cevap seçeneklerinden birinin kesin yanlış olduğu ortaya konursa, diğer seçeneğin kesin doğru olduğu da anlaşılır. En temel mantık kurallarından biri olan bu kurala “ayrık çıkarım” (modus tolendo ponens) adı verilir.

Yani eğer yeryüzündeki canlı türlerinin, evrimi savunanların iddia ettiği gibi tesadüflerle evrimleşerek ortaya çıkmadığı ispatlanırsa, bu durum canlıların bir Yaratıcı tarafından yaratıldıklarını kesin olarak ispatlar. Evrim teorisini savunan bilim adamları da “üçüncü bir alternatif” olmadığını kabul ederler. Bunlardan biri olan Douglas Futuyma bunu şu sözleriyle ifade etmektedir:

Canlılar dünya üzerinde ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya çıkmışlardır ya da kendilerinden önce var olan bazı canlı türlerinden evrimleşerek meydana gelmişlerdir. Eğer eksiksiz ve mükemmel biçimde ortaya çıkmışlarsa, o halde üstün bir akıl tarafından yaratılmış olmaları gerekir.4

Evrimci Futuyma’nın bu sözlerinin cevabını fosil bilimi verir. Fosil bilimi (paleontoloji) tüm canlı gruplarının farklı zamanlarda, birdenbire ve mükemmel biçimleriyle yeryüzü sahnesine çıktıklarını göstermektedir.

Yüzyılı aşkın bir süredir sürdürülen arkeolojik kazılarda ve araştırmalarda elde edilen bütün bulgular, evrim teorisini savunanların beklediklerinin aksine, canlıların yeryüzünde birdenbire, eksiksiz ve kusursuz bir biçimde ortaya çıktıklarını, yani “yaratıldıklarını” göstermiştir. Bakteriler, omurgasız deniz canlıları, balıklar, yumuşakçalar, eklembacaklılar, amfibiyenler, sürüngenler, kuşlar veya memeliler aniden, kompleks organ ve sistemleriyle yeryüzünde belirmişlerdir. Aralarında birbirine sözde bir geçiş olduğunu gösteren fosiller de yoktur. Fosil bilimi de diğer bilim dallarının verdiği mesajı vermektedir: Canlılar evrimleşmemişler, yaratılmışlardır. Sonuçta evrim teorisini savunanlar, gerçek dışı teorilerini kanıtlamaya çalışırken, kendi elleriyle yaratılış gerçeğinin delillerini ortaya çıkarmışlardır.

Dünyaca tanınan İngiliz paleontolog (fosil bilimci) Derek W. Ager, bir evrimci olmasına karşın evrim teorisinin tüm iddialarını geçersiz kılan bu açık gerçeği şöyle itiraf eder:

Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılaşırız; kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz.5

Kambriyen devri, evrim teorisini yıkmak için yeterlidir

Canlılar alemi, biyologlar tarafından bitkiler, hayvanlar, mantarlar gibi temel “alemlere” ayrılır. Bunlar da kendi içlerinde ilk olarak farklı “filum”lara bölünürler. Bu filumlar belirlenirken, her birinin tamamen farklı vücut planlarına sahip oldukları göz önünde bulundurulmuştur. Örneğin artropodlar (eklem bacaklılar) kendilerine has bir filumdur ve filuma dahil edilen tüm canlılar temelde benzer bir vücut planına sahiptir. Chordata olarak adlandırılan filum ise, merkezi bir sinir ağına sahip olan canlıları barındırır. Bizim için tanıdık olan balıklar, kuşlar, sürüngenler, memeliler gibi hayvanların tümü, Chordata’nın bir alt sınıfı olan omurgalılar kategorisine dahildir.

kambriyen patlaması

1)Günümüz, 2)Senozoyik devri 65 milyon yıl önce, 3)Kretase devri 144 milyon yıl önce, 4)Jura devri 208 milyon yıl önce, 5)Trias devri 245 milyon yıl önce, 6)Perm devri 286 milyon yıl önce, 7)Karbonifer devri 408 milyon yıl önce, 8)Devonyen devri 408 milyon yıl önce, 9)Siluryen devri 438 milyon yıl önce, 10)Ordovisyen devri 505 milyon yıl önce, 11)Kambriyen devri 550 milyon yıl önce, 12)Vendian devri 630 milyon yıl önce, 13)Proterozoyik devri 2.500 milyon yıl önce.

KAMBRİYENDEVRİ, EVRİM ŞEMASINI YIKIYOR

book of life kapağıYukarıdaki şema, dünyanın en önde gelen evrim teorisini savunan bilim adamlarından biri olan Stephen Jay Gould’un editörlüğünü yaptığı “The Book of Life” adlı 2001 basımı kitaptan alınmıştır. (Şema kısmen Türkçeleştirilmiştir.) Şemada, farklı hayvan gruplarının dünya üzerinde hangi devirlerde ortaya çıktıkları grafiksel olarak anlatılmaktadır. Şemanın sol kısmında, 2500 milyon yıl öncesinden başlanarak, jeolojik devirler sıralanmaktadır. Şemadaki dikey renkli kutular ise, farklı hayvan gruplarını göstermektedir. (Kutuların içindeki farklı renkler, jeolojik devirlerin sıralamasını göstermektedir.)

Bu şema incelendiğinde Kambriyen devirdeki mucize açıkça görülür: Kambriyen öncesinde sadece tek bir havyan grubu (deniz analarının ve mercanların dahil olduğu “Cnidaria”) vardır. Ancak Kambriyen devirde, birbirinden tamamen farklı olan 13 farklı temel hayvan grubu bir anda ortaya çıkmışlardır.

Bu, evrim teorisine tamamen ters bir tablodur. Çünkü evrim, canlı gruplarının, bir ağacın dalları gibi kademeli bir biçimde artmasını gerektirmektedir.

Şemayı çizen evrimciler ise bu açığı “teorik bağlantılar” kurarak kapatmaya çalışmaktadırlar. Dikkat edilirse, şemanın alt kısmında, renkli kutuları (yani fosilleri bulunmuş gerçek hayvan gruplarını) birbirine bağlayan soluk renkli çizgiler vardır. Bunlar “evrim teorisine göre olması gereken, ama varlığına dair hiçbir kanıt bulunamayan “hayali” bağlantılardır.

Eğer evrim teorisi doğru olsaydı, bu bağlantıların “hayali” değil, somut olması, yani bu canlı gruplarını birbirine bağlayan “ara grup fosilleri”nin bulunması gerekirdi. Bu bağlantıların 150 yıllık fosil araştırmasına rağmen hala hayali olması, evrim teorisinin tamamen hayalden ibaret olduğunu göstermektedir.

Hayvanların farklı filumları arasında, ahtopotlar gibi yumuşak bedenli canlıları barındıran Molluska filumu ya da yuvarlak solucanları barındıran Nematoda filumu gibi çok farklı kategoriler vardır. Bu kategorilerin en önemli özelliği ise, başta da belirttiğimiz gibi tamamen farklı vücut planlarına sahip olmalarıdır.

marella ve kambriyen fosili
Solda, Burgess Shale fosil yatağında bulunan ilginç fosil canlılardan biri: Marrella. Sağda ise kambriyen devrine ait bir fosil.

Peki bu farklı canlılar nasıl ortaya çıkmıştır?

Önce evrim teorisinin bu konudaki varsayımını ele alalım. Bilindiği gibi teori, canlılığın tek bir ortak atadan geldiğini ve küçük değişimlerle farklılaştığını öne sürmektedir. Bu durumda, canlılığın, ilk başta birbirine çok benzer ve basit formlarda ortaya çıkmış olması, sonra zamanla gelişip çeşitlenmesi gerekir.

Yani evrim teorisine göre, canlılık tek bir kökten gelen, ancak sonra dallara ayrılan bir ağaç gibi olmalıdır. Nitekim bu varsayım Darwinist kaynaklarda ısrarla vurgulanır ve “hayat ağacı” kavramı sık sık kullanılır. Bu hayat ağacına göre, önce tek bir filum oluşmalı, sonra diğer filumlar küçük küçük değişimlerle ve uzun zaman dilimleri içinde yavaş yavaş belirmelidir.

hallucigenia
İLGİNÇ DİKENLER: Kambriyen devrinde bir anda ortaya çıkan canlılardan biri, sağ üstteki Hallucigenia’dır. Bu ve diğer pek çok Kambriyen canlısının fosilinde, saldırılara karşı korunma sağlayan dikenler ya da sert kabuklar yer alır. Evrimi savunanların açıklayamadıkları bir konu da, ortada hiçbir “avcı” canlının bulunmadığı bu devirde bu hayvanların nasıl bu kadar iyi bir korunmaya sahip olduklarıdır. Ortada avcı hayvanların bulunmayışı, bu durumu “doğal seleksiyon”la açıklamayı imkansız kılmaktadır.

Evrim teorisinin iddiası budur. Peki ama gerçekten böyle mi olmuştur?

Kesinlikle hayır. Aksine, hayvanlar, ilk ortaya çıktıkları dönemden itibaren çok farklı ve kompleks yapılara sahiptirler. Bugün bilinen tüm hayvan filumları, yeryüzünde aynı anda, Kambriyen devri olarak bilinen jeolojik dönemde ortaya çıkmışlardır. Kambriyen devri, yaşı 530-520 milyon yıl olarak hesaplanan 10 milyon yıllık bir jeolojik dönemdir. Bu devirden önceki fosil kayıtlarında, tek hücreli canlılar ve çok basit birkaç çok hücreli dışında hiçbir canlının izine rastlanmaz. Kambriyen devri gibi son derece kısa bir dönem içinde ise (10 milyon yıl, jeolojik anlamda çok kısa bir zaman dilimidir) bütün hayvan filumları, tek bir eksik bile olmadan bir anda ortaya çıkmışlardır!

denizanası ve deniz yıldızı
Denizyıldızı, denizanası gibi pek çok kompleks omurgasız canlı günümüzden yaklaşık 500 milyon yıl önce hiçbir sözde evrimsel ataya sahip olmadan, birdenbire ortaya çıkmıştır. Yani yaratılmıştır. Bugünkü örneklerinden hiçbir farkları da yoktur.

Kambriyen kayalıklarında bulunan fosiller, salyangozlar, trilobitler, süngerler, solucanlar, denizanaları, denizyıldızları, yüzücü kabuklular, deniz zambakları gibi çok farklı canlılara aittir. Bu tabakadaki canlıların çoğunda, günümüzdeki örneklerinden hiçbir farkı olmayan, göz, solungaç, kan dolaşımı gibi kompleks sistemler, ileri fizyolojik yapılar bulunur. Bu yapılar hem çok kompleks, hem de çok farklıdır. Evrim yanlısı literatürün popüler yayınlarından Earth Sciences dergisinin editörü Richard Monestarsky, Kambriyen Patlaması hakkında şu bilgileri vermektedir:

Bugün görmekte olduğumuz oldukça kompleks hayvan formları aniden ortaya çıkmışlardır. Bu an, Kambriyen devrin tam başına rastlar ki, denizlerin ve yeryüzünün ilk kompleks yaratıklarla dolması bu evrimsel patlamayla başlamıştır. Günümüzde dünyanın her yanına yayılmış olan omurgasız takımları erken Kambriyen devirde zaten vardır ve yine bugün olduğu gibi birbirlerinden çok farklıdırlar.6

trilobit
500 milyon yıl önce Kambriyen devirde aniden ortaya çıkan kompleks omurgasız canlılardan biri de yukarıda fosilleri görülen “trilobit”lerdir. Trilobitin evrimi savunanları çıkmaza sokan bir diğer özelliği ise sahip olduğu petek göz yapısıdır. Trilobitin son derece gelişmiş kompleks gözleri çoklu mercek sistemine sahiptir. Bu sistem günümüzdeki örümcek, arı, sinek gibi pek çok canlıda bulunan örneklerinden farksızdır. Böyle kompleks bir göz yapısının bundan 500 milyon yıl önce yaşamış bir canlıda birdenbire ortaya çıkması, evrimi savunanların tesadüfe dayalı teorilerini çöpe atmak için yeterlidir.

Darwinizm’in dünya çapındaki en önemli eleştirmenlerinden biri olan Berkeley Üniversitesi profesörü Philip Johnson, paleontolojinin ortaya koyduğu bu gerçeğin, Darwinizm’le olan açık çelişkisini şöyle açıklamaktadır:

Prof. Philip Johnson
Prof. Philip Johnson

Darwinist teori, canlılığın bir tür “giderek genişleyen bir farklılık üçgeni” içinde geliştiğini öngörür. Buna göre canlılık, ilk canlı organizmadan ya da ilk havyan türünden başlayarak, giderek farklılaşmış ve biyolojik sınıflandırmanın daha yüksek kategorilerini oluşturmuş olmalıdır. Ama hayvan fosilleri bizlere bu üçgenin gerçekte başaşağı durduğunu göstermektedir: Filumlar henüz ilk anda hep birlikte vardır, sonra giderek sayıları azalır.7

Philip Johnson’ın belirttiği gibi, filumların kademeli olarak oluşması bir yana, tüm filumlar bir anda var olmuşlar, hatta ilerleyen dönemlerde bazılarının soyu tükenmiştir. Çok farklı canlıların bir anda ve kusursuz şekilde ortaya çıkmalarının anlamı ise, evrimci Futuyma’nın da kabul ettiği gibi, yaratılıştır.

Görüldüğü gibi eldeki bütün bilimsel bulgular evrim teorisinin iddialarını geçersiz kılmakta ve yaratılış gerçeğini gözler önüne sermektedir.

Dipnotlar

4 Douglas J. Futuyma, Science on Trial, New York: Pantheon Books, 1983. s. 197
5 Derek A. Ager, “The Nature of the Fossil Record”, Proceedings of the British Geological Association, cilt 87, no. 2, (1976), s. 133
6 Richard Monestarsky, “Mysteries of the Orient”, Discover, Nisan 1993, s. 40
7 Phillip E. Johnson, “Darwinism’s Rules of Reasoning”, Darwinism: Science or Philosophy, Foundation for Thought and Ethics, 1994, s. 12